
(TCK Md. 220)
ÖZET
Suç işleme amacı ile örgütlenme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ‘’Kamu Barışına Karşı Suçlar’’ başlıklı bölümün 220. Maddesinde düzenlenmiştir. Çalışmamızda suçun unsurları, yaptırım ve usul biçimleri ile doktrinde yer alan tartışmaları incelenecektir. İncelemenin son bölümünde TCK Md. 221’de düzenlenen ‘’etkin pişmanlık’’ hükmüne değinilecektir.
1 – GENEL OLARAK
5237 Sayılı TCK’da ‘’Topluma Karşı Suçlar’’ başlığının üçüncü kısmının beşinci bölümünde ‘’Kamu Barışına Karşı Suçlar’’ ele alınmıştır. Bu çalışmada incelenecek suç tipi bu bölümün 220. Maddeside ‘’Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma’’ başlığı ile yer almaktadır. Her ne kadar ilgili madde başlığı ‘’örgüt kurma’’ yönünde olsa da kanun maddesinde örgütü kuran, örgütü yöneten ve hatta örgüte üye olan bireylere yönelik yaptırımlar yer almaktadır. Bu sebeple kanun maddesinin başlığı ile maddenin içeriği kanaatimce uyumlu değildir. Daha kapsayıcı bir başlık olan ‘’örgütlenme’’ ifadesi kanun maddesinin içeriği ile örtüşmektedir.
2- SUÇ İLE KORUNAN HUKUKİ YARAR
Söz konusu suç ile korunan hukuki yararın kamu düzeni olduğu gerek doktrinde gerek içtihatlarda yer almakla birlikte, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği üzerine düşünülmelidir. Bir görüşe göre bu kavramın özü ‘’ideal düzen’’ iken, bir başka görüşe göre ‘’bireyin hayatına huzur ve güven duygusunun hakim olduğu barış içindeki düzen’’dir. Esasen bu iki görüşün birbirine yakın unsurları işaret etmesi, ‘’kamu düzeni’’ kavramının dar ve geniş anlamları ile tanımlanması gerektiğini belirtmektedir. Geniş anlamda kamu düzeni, toplum yapısı ile bunu devam ettirecek ve geliştirecek olanakları ifade etmektedir. Bu açıdan kamu düzeni toplumdaki müesseseleri, bunlar arasındaki ilişkileri, toplumsal kuruluşlarla kişiler arasındaki ve kişilerin karşılıklı ilişkilerini, toplumun yaşayışını, gelişmesini sağlayan yasal kuralları, sosyal norm ve değerleri içine almaktadır.[1] Dar anlamda kamu düzeni ise, toplumsal hayatın düzenli gidişini, vatandaşların birbirleri ile ve devletle olan ilişkilerini uyumlu biçimde ve barış içinde sürdürmelerini belirtmektedir.
Toplumsal hayatın düzenli gidişi, vatandaşlar arasındaki uyumla ve barışçı ilişkilerle, sonuç olarak toplumda barış ve huzurun var olması ile sağlanmaktadır. Böylece kamusal barış meydana gelmektedir.[2] Suç işleme amacı ile kurulan sürekli faaliyetteki bir örgütün varlığı ‘’kamu düzeni’’ değerini kanaatimce de asli olarak tehdit etmektedir.
3- SUÇUN SAHİP OLDUĞU HUKUKSAL NİTELİK
Bu suçun ‘’kamu düzeni’’ unsurunu tehdit etmesi ve suç işlenmesi aranmaksızın örgütlenmenin gerçekleşmesi ile suçun cezalandırılması doktrinde TCK Md. 220’nin tehlike suçu olarak yorumlanması yönünde bir görüş oluşturmuştur. Ancak bu tehlikenin somut mu yoksa soyut mu olduğu yönünde tartışmalar bulunmaktadır. TCK Md. 220 “örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını” açık bir şekilde belirttiği için bu suç somut tehlike suçudur. Yargıtay kararlarında da suçun ‘’somut tehlike’’ suçu olduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte Italyan Doktrini’nde suçun soyut tehlike suçu olduğu yönünde görüşler mevcuttur.
Suç işlemek amacı ile bir örgütlenme hareketinin suçun hazırlık hareketi olup olmadığı yönünde tartışmalar mevcuttur. Kimi görüşe göre bu örgütlenme hareketi hazırlık olarak tanımlanmazken, bir diğer görüşe göre bizatihi mahiyetleri itibariyle bunun bir hazırlık hareketi olduğunu savunulur. Ceza kanunu hazırlık hareketlerine yönelik yaptırım uygulamazken bazı suç tipleri bu prensibin dışında tutulmuştur. TCK. Md 220 de hazırlık hareketlerinin özel suç tipi olarak düzenlendiği hallerden biridir. Hazırlık hareketlerinin özel suç tipi olarak kabul edilmesinin nedeni şüphesiz ki kamu düzenine ‘’mühim derecede zarar tehlikesi’’ yaratan hareketlerin cezalandırılmasıdır.
Kanun maddesinin bu eylemleri tamamlanmış suç gibi cezalandırmaması, suçun hazırlık hareketi içermeyeceği anlamına gelmemektedir. Suçun özünde örgütlenen kişiler kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacı ile bir araya gelmektedir. Bu sebeple örgütlenme bir araçtır. Örgütün ortak amaç doğrultusunda bir araya gelmesinin akabinde suç işleme faaliyeti başlayacaktır. O halde esas işlenecek suçun hazırlık hareketi bu fiillerdir. Her ne kadar hazırlık hareketleri cezalandırılmasa da bu hazırlık hareketinin topluma önemli derecede zarar tehlikesi oluşturması, kuralın istisnası kabul edilerek bağımsız değerlendirilmektedir.
TCK Md. 220 birden fazla faillidir. Örgütün var olması için kanun maddesinde de belirtildiği üzere en az üç kişinin varlığı gerekir. Bununla birlikte örgütün var olması için bir süreklilik aranacağından mütemadi bir suç olduğunu belirtmek gerekir.
Doktrindeki ağırlıklı görüşe göre suç işlemek amacıyla örgütlenme suçu, genel ve tamamlayıcı nitelikte bir suçtur. [3] Belirli bazı suçların işlenmesi için örgütlenme başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmiş ise genel ve tamamlayıcı hüküm niteliğinde cürüm için örgütlenmeye ilişkin hüküm değil, özel hüküm uygulanır.[4]
4- BENZER NİTELİKTEKİ SUÇLARDAN FARKI
TCK Md.220 her ne kadar suç işleme amacıyla örgütlenmeyi / örgüt kurmayı kapsasa da bazı suçların işlenmesine ilişkin örgütlenmeler kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Örneğin terör amaçlı örgütlenmeler, uyuşturucu ticareti amaçlı örgütlenmeler, silahlı örgütlenmeler ve kaçakçılık amaçlı örgütlenmeler özel düzenlemenin örnekleridir. Bu suç tiplerindeki örgüt, suç işlemek amacı ile kurulan örgütten farklıdır. TCK Md.220 diğer örgüt suçlarına göre daha genel ve tamamlayıcı niteliktedir.
Suç için anlaşma (TCK Md.316) suçu ile TCK Md.220 arasındaki farklılıklara da değinmek gerekir. TCK Md.220’de amaç suçlara değinilmemişken TCK Md.316 suçun failleri arasındaki anlaşmanın anayasal düzene, devletin güvenliğine ve anayasal düzenin işleyişine karşı yönde olması gerektiğini belirtir. TCK Md.316 iki veya daha fazla kişinin fikir birliğini ararken, TCK Md.220 en az üç kişiden oluşan organize ve hiyerarşik bir yapının varlığını arar.
5- SUÇUN FAİLİ
TCK Md.220 birden fazla failli bir suçtur. Türkiye’nin imzalamış olduğu ‘’Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi[5] ‘’ suçun varlığı için üç kişiyi kabul görmüştür. Hukuki kanaatimce ‘’örgüt’’ varlığı için üç kişinin varlığını aramak suçun tehlike suçu olması sebebi ile sınırlayıcı bir yaklaşımdır. Zira üçten daha az sayıda kişi ile gerçekleşen birliktelik önemli ölçüde tehlike unsuru barındırabilir. Somut olaylar üzerinden değerlendirmenin yapılması gerekmektedir. Suçun faili açısından belirtilen tek kriter üye sayısı yönündendir, herkes suçun faili olabilir.
6- SUÇUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI
TCK Md.220 ile örgütlenmek bir diğer ifade ile örgütü kurmak, örgütü yönetmek, örgüte üye olmak ve örgütün propagandasını yapmak eylemleri yaptırıma tabi tutulmaktadır. Kanun maddesindeki örgütü kurmak veya örgütü yönetmek deyimleri birinci fıkradaki maddi unsurları oluşturur. Madde metnindeki “…örgüt kuranlar veya yönetenler…” ifadesi, burada seçimlik hareketli bir suçun olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla bu seçimlik hareketlerden herhangi birisinin yapılmış olması, söz konusu suç tipinin oluşması için yeterlidir.[6] Buna göre, bir örgütü kuran kişinin aynı zamanda örgütü yöneten kişi ya da örgütü yöneten kişinin aynı zamanda örgütü kuran kişi olması gerekmemektedir.[7] 765 sayılı TCK’nin “Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturanlar” başlıklı 313. maddesinde ise, cürüm işlemek için teşekkül oluşturanlar ile teşekkülün yöneticilerine farklı fıkralar kapsamında ceza verilmesi öngörülmüştü.[8]
Örgüt kavramı bizlere en az üç kişiden oluşan, üyeler arasında hiyerarşinin söz konusu olduğu organize bir yapıyı ifade eder. Bu organize olma unsuru kanun maddesinde dolaylı olarak belirtilmiştir. Açık bir şekilde belirtilmemesin sebebi kanaatimce dönem ve düzenlere göre organize olmanın değişmesi sebebi ile tanımlamaktaki güçlüktür. Yargıtay ‘’sanıkların önceden anlaşıp organize olmadan suçun oluşmayacağını”[9] belirterek bu görüşü desteklemektedir.
Örgüt üyeliğinde ise birey örgütü güçlendirmeyi, örgüte katkı sunmayı hedefler. Bu katkının sınırlaması olmamalıdır. Kişi maddi yönden de fayda sağlayabildiği gibi, kendini örgütün emir ve buyruklarına da ait hissedebilir. Örgüt himayesindeki bireylerin mevcudiyeti bile, örgütleri güçlendirecek niteliktedir. Bu sebeple örgütü güçlendirecek bu aidiyet duygusu örgüt üyeliği için kanaatimce yeterli kabul edilmelidir. Ancak uygulamada aidiyet duygusunun tespiti ve değerlendirmesi ne yazık ki güçtür. Suç işlemek amacıyla örgütlenen bir yapıda gizlilik ilkesi çatısında faaliyetlerin gerçekleşeceği şüphesiz bir gerçektir. Bu gizlilik başlı başına örgüt üyelerini saptama da zorluk yaratırken, örgüte aidiyet hisseden ve örgütün emir ile buyruklarını bekleyen örgüt üyeleri için ayrı bir tespit sıkıntısı yaratmaktadır. Bu sıkıntının yanı sıra ‘’aidiyet” kavramı ile ‘’sempati’’ kavramı arasındaki ince sınır, yine uygulamda örgüt üyesinin tespitinde sorunlu bir husustur. Zira sempati duymak, örgütün amaçlarını benimsemek, örgüte ilişkin yayınlar bulundurmak örgüt üyeliğini oluşturmazken, aidiyet duyup örgütten emir beklemek bu kadar masum değildir. Örgüte sempati beslemenin, örgüt üyeliğini oluşturmayacağı Yargıtay kararları de belirtilmiştir.[10] Doktrindeki ağırlıklı görüş, konuya ilişkin Yargıtay kararları ve kanaatim her ne kadar bu yönde olsa da, örgüt üyeliği için somut bir katkı arayan görüş de bulunmaktadır.
Örgüt üyeliği içindeki bir diğer önemli husus ise örgüte üye olmadan örgüt adına suç işleyen kişiye yönelik uygulanan yaptırımdır. Örgüte üye olmadan örgüt adına suç işleyen kişi, işlediği suçun yanında ayrıca örgüte üye olmak suçundan (TCK md. 220/6), örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmadan, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi ise, örgüt üyesi olarak (TCK md. 220/7) cezalandırılmaktadır. Fiilen örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ise, örgüte üye olmamasına rağmen, bir suçu örgüt adına ve örgütün amacıyla bağlantılı işlediği ve kendi şahsî çıkarları için işlemediği sürece, TCK md. 220/6 uyarınca cezalandırılır.[11] Yargıtay da konu ile ilgili “…Sanıkların silahlı terör örgütü … amacı doğrultusunda ve örgütün güdümünde yayın yapan internet sitelerinin yaptığı eylem çağrısı üzerine organize edilen gösteriye katılarak örgüt ve elebaşısı lehine slogan atan grubun içinde yer alarak slogan atmak suretiyle örgütün propogandasını yaptıkları iddia ve kabul edilmiş olması karşısında, sanıklar hakkında… örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten ….” şeklinde karar vermiştir.[12]
Esasen, örgüte dahil olmadan örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin yaptırıma tabi tutulacağına ilgili kanun maddesinde yer verilmesi oldukça ilginçtir. Bu maddenin (TCK Md.220/7) bir sınırının olmaması, ‘’bile isteye yardım etme’’nin çerçevesinin çizilmemesi uygulamada soru işaretlerine sebep olmaktadır. Örgütün yargılandığı bir davada örgütü savunan avukat, örgüt üyelerinin yaralandığı bir durumda tedaviyi sürdüren doktor ve bunun gibi nice örnekler TCK Md.220/7 kapsamına girmekte midir, tartışılmalıdır. Kanaatimce TCK Md.220/7 sınırı, ucu bucağı olmayan ve bu sebeple kanun maddesinin yorumu ile çok geniş sonuçlara ulaşılabilen bir hükümdür. Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak bir düzenleme ile bu fıkraya ilişkin bir sınırlama getirilmelidir.
TCK Md.220/8 ise örgütün veya örgüt amacının propagandasının yapılmasını düzenlemiştir. Şüphesiz ki propagandanın suç kapsamına alınması örgüte yeni bireylerin katılmasını engellemeye yöneliktir. TCK Md.220 başlı başına bir tehlike suçuyken, örgütün kitlelere yayılması halinde bu tehlike kuvvetle artmaktadır. TCK Md.220 özel kast ile işlenen bir suçtur, oluşması için genel kast yeterli değildir. Özel kast ile örgütü kurmak, örgütü yönetmek veya örgüte üye olmak gerekir.
8- ETKİN PİŞMANLIK
Örgüt suçlarında fail ya da faillerin davranışları, davranış biçimleri, failin suçun gerçekleşmesinde edindiği misyon yaptırımları belirlemektedir. TCK Md.220 bu sebeple fail hareketlerine göre ayrı cezaları öngörmüştür.
Etkin Pişmanlık başlıklı TCK Md.221 /1 soruşturma başlamadan veya örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise örgüt üyelerinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmeleri için örgüt faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olmaları ve örgütten ayrıldıklarını gönüllü olarak ilgili makamlara bildirmiş olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Üçüncü fıkraya göre yakalanan örgüt üyesinin etkin pişmanlıktan faydalanabilmesi için henüz herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması bunula birlikte pişmanlık duyarak örgütün dağılmasına, üyelerinin yakalanmasına ilişkin elverişli bilgi vermesi gerekir. Bu fıkrada belirtilen bilginin örgütü dağıtmaya veya örgüt üyelerini yakalamaya açıkça neden olması tartışmalıdır. Hukuki kanaatimce verilen bilginin önemli olması yeterli olup, bilginin elverişliliğine ilişkin takdiri hakim somut olay nezdinde vermelidir.
Dördüncü fıkraya göre ‘’örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.’’ (TCK MD.221/4) Bir diğer ifade ile, gönüllü olarak teslim olan kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi yeterlidir. Beşinci fıkra ise etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbirine hükmolunacağını belirtmektedir.
KAYNAKÇA
[1] Bayraktar Köksal, Suç İşlemeğe Tahrik Cürmü, İstanbul, 1977, 96.
[2] Bayraktar, Suç İşlemeğe Tahrik Cürmü, 97-98.
[3] Lattanzi-Lupo, Delitti Contro l’Ordine pubblico, Milano, 2000, 109; Spagnolo, 174; Ingroia, 44 vd.
[4] Fiandaca-Musco, Parte speciale, I, 357;Önder, 426. Yargıtayımız da bu görüştedir. Bu yöndeki karar için bkz. YCGK. 3.2.1986, 509/42 sayılı kararı için Savaş-Mollamahmutoğlu, c.2 3034.
[5] TBMM 4800 sayılı Kanunla bu sözleşmenin onaylanmasını uygun bulmuştur (R.G. 4.2.2003/25014).
[6] Vesile Sonay Evik, “Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme”, Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul, 2004, s. 373; Erkan Canak, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma ve Çıkar Amaçlı Örgütlenme Suçları, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2005, s. 91.
[7] Kavlak, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, s. 331.
[8] Gökcen, “Kamu barışına karşı suçlar (m. 213-222)”, s. 17.
[9] Yargıtay 8. CD’nin 22.05.2000 tarih ve E.10828, K.9312 sayılı kararı
[10] Yargıtay 16.CD’nin 9.10.2019 tarih ve E.2019/1326 K.2019/5918 Sayılı Kararı
[11] Sarıtaş, “Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türk Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku’nda Organize Suçlara İlişkin Düzenlemeler”, s. 155.
[12]9. CD., 16.3.2011, E. 2009/5227, K. 2011/1716 sayılı kararı

